Farklılıklar Bizi Birleştirir.
Duvarlar bazen yıkıldığında gelir özgürlük bazense ifade özgürlüğünün yaşanamadığı zamanlarda varlıkları kurtarıcıdır.
İstanbul Taksim’de bir ara sokağın duvarları aslında bu toplumun “Farklılıklar bizi birleştirir” noktasında çoktan uzlaştığını gösteriyor.
“Büyük Fotoğraf” a tıklayarak ya da buraya tıklayarak küçük fotoğraflara ulaşabilirsiniz.
İran’ın (Sonucu belli) Seçimi ve Sonrası
Iran’da geçtiğimiz günlerde yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, mevcut Cumhurbaşkanı Mahmoud Ahmadinejad ile Hussein Mousavi arasında bir seçim yarışı oldu. Aslında Iran’da seçimlerin nasıl şartlarda, hangi ilkesizliklerle yapıldığı konusunda ufacık da olsa bilgi sahibi olan her insan bilir ki oy vermek seçimin sonucunu değiştiremez.
Iran’da geçtiğimiz sene yapılan “Genel Seçimler” in de hangi şartlarda ve nasıl yapıldığını ve pek tabi nasıl sonucun önceden bilindiğini buraya tıklayarak ayrıntılı olarak okuyabiliyorsunuz.

Bu kez, seçimlerin zaten bilinen sonuçlarına biat, 3. dünya ülkelerindeki gibi olmadı. Değişim yanlısı olan Hussein Mousavi’ye oy veren onbilerce kişi sokaklara döküldü. Yumruğu yukarıda olan bu kızın temsil ettiği o kadar çok simge var ki, İslami Darbe yapanların bu gidişin kendileri için hangi yöne olduğunun fazlasıyla farkındalar.

![i12_19370059[1] i12_19370059[1]](http://dismenore.files.wordpress.com/2009/06/i12_193700591.jpg?w=720&h=510)

Mousavi destekçilerinin, taşıdıkları “Benim oyum Nerede” pankartları, verdikleri oylara sahip çıkmaları ve seçimlerin tamamen yenilenmesi talepleri, İran Darbe Muhafızları’nın uyguladıkları şiddetle karşılanıyor.

Özellikle Twitter’ın son olarak Iran’da yasaklanması ile kendi aralarında da haberleşmekte sıkıntı çeken Perslerin yeni nesil değişim isteyen ateşli çocukları bugün yasağa rağmen twitter’da yarattıkları trafikle dünyadaki pek çok insanın dikkatini çekebildiler, buraya tıklayarak twitter’da bugün yaratılan trafiğe ve taleplerine ulaşmak hiç zor değil.
![Support of Mousavi V i38_19379493[1]](http://dismenore.files.wordpress.com/2009/06/i38_193794931.jpg?w=720&h=472)
Yazıda kullandığım fotoğraflara buradan ulaşıp bakabilirsiniz, bazı fotoğraflar benim midemi kaldıracak derecede vahşilik içerdiği ve bu yazıyı okuyacak kişiye böyle bir sürpriz yapma hakkım olmadığını düşündüğüm için bu sefer böyle oldu.
Fotoğrafların tamamına bakılmasını tavsiye etmemekle birlikte yazılan yorumların tamamının okunmasını şiddetle tavsiye ediyorum. Özellikle bir şekilde Internete ulaşmayı başarmış Iran’da yaşayanlar ve ülkesini terk etmek zorunda kalmış insanların Iran özlemine.
Yorumları da buradan okuyabilirsiniz, okumalısınız.
Büyük Akademisyen, Türkan SAYLAN vefat etti.

Türkan SAYLAN gibi büyük bir akademisyen ve önemli bir insanın kaybından dolayı çok büyük üzüntü içindeyim.
2005 yılı baz alındığı toplam 50’si yabancı dergilerde yayınlanmış tıbbi çalışmaları, 204’ü tıbbi, sosyal içerikli gazete makaleleri, 186’sı ise Türkçe tıbbi dergilerde ve kongre kitaplarında yayınlanmış olan toplam 440 yayını vardı.
Tüm bunların dışında “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği” ile Türkiye Cumhuriyeti’nde çeşitli nedenlerle okula gönderilmeyen 36 bin kızı okulla buluşturdu, bu sayının 100 bin’e çıkması için çalışılmasını da vefatından önce vasiyet etti.

İktisat Bölümü mezunundan neden Bankacı olmaz

Anadolu Üniversite’nin bir çok öğrenciye göre efsane hocalarından olan, fanatik Fenerbahçeli hocası, (Maç olduğu zaman ders bile iptal eder) sevgili İlyas ŞIKLAR anlatmıştı.
Eskişehir’de ismini vermeyeceğim bir Banka çeşitli kademelerde istihdam edeceği adayları mülakata almış, mülakata normal olarak İktisat, İşletme, Kamu Yönetimi bölümleri mezunlarının yanında İngiliz Dili Edebiyatı mezunları da başvurmuş.
Mülakatlar tamamlandıktan sonra adaylar arasında sonunda seçimler yapılmış ve karar verecek kişi adaylara geri bildirim yapmış yine yüz yüze görüşme ile.
Beklenen olmamış ve İktisat, İşletme, Kamu Yönetimi bölümü mezunları mülakatta elenirken İngiliz Dili Edebiyatı mezunu olanlar Bankacı olarak işe alınmış.
Kararı veren ise bunu şöyle gerekçelendirmiş, “Ben sizleri işe alabilirdim lakin sizlere 6 ayda İngilizce öğretemem ama İngilizce bilen arkadaşlarımıza 6 ayda Bankacılık öğretirim”
Sosyal sorumluluk : Youtube’a Özgürlük

Geçen sene, olaylı 1 Mayıs , aslında olaylı demek hatalı oldu… Polis şiddetini iliklerimize kadar hissetiğimiz 1 Mayıs sonrasında televizyon ve internette bir sürü şiddet görüntüsünü görüyorduk, göremeyenler de pek tabi öncelikle youtube, dailymotion gibi sitelerde arıyorlardı.
Ne olduysa oldu aç, kapa, aç, kapa yapılan youtube 1 Mayıs’dan üç dört gün sonra bir engellendi pir engellendi. Hala da ses seda yok, o dönem bu “şiddet görüntülerinin izlenmesine engel olunmak için kapatıldı” gibi sığ yorumlara da neden oldu pek tabi ama bu yorumlardan daha sığ olanı hala engelin kaldırılmamış olması.
Geçtiğimiz günlerde Youtube engelinin 1. senesini doldurduk, tam da bu sırada bu kez Dailymotion isimli Fransız lokasyonlu video paylaşım sitesi ikinci kez kapatıldı.
Bu kapatılmalar konusunda, kapatma kararını veren kişilerin Internet’ten habersiz yaşadıklarını varsaydığımdan Internet tabanlı yapılan hiçbir şeyin yararı olmayacağını düşünüyorum. Olsa şimdiye kadar olurdu zaten.
Bir çok Blog yazarı, kendi hazırladıkları “Bu siteye erişim kendi kararıyla engellenmiştir” giriş sayfalarına koydular, “Internet’e sansür değil sürat gerek” gibi başarılı bir sloganla yine kullanıcılar protestolar yaptılar. Sözlük, hala da duran siyah bir bant ile logosunu kapattı. Sonuç? Kesinlikle sıfır !
Neler yaptık? Çeşitli teknik yollarla youtube’a girmeyi başardık, hosts ayarlamaları yaptık, dns adreslerimizi değiştik, opendns diye bir şeyi keşfettik, daha neler neler web’de gizli gezmeyi sağlayan siteleri sırf youtube için kullanmaya başladık.
Kısacası özgürlüğünün kısıtlamasına tepki koyan hemen herkes bir şekilde youtube’a girmeyi başardı. Eminim ki hala bunu isteyip de başaramayan insanlar bir yerlerde var.
Ülkemizde artık, insanlarnı youtube’a girmesini sağlamak resmen bir “Sosyal sorumluluk projesi” haline geldi. Kendimi en azından “Okul yaptıran Burjuva” kadar mutlu hissediyorum ben de aşağıda eklediğim “Youtube’a Özgürlük” bilgisiyle.

Burada yer alan dosyayı indirip masaüstüne kaydedelim. Daha sonra bu dosyayı Copy/Paste ile aşağıdaki klasörün içine yapıştıralım.
C:\Windows\System32\drivers\etc
Orada daha önceden duran ve pratikte bize bir yararı olmayan “hosts” dosyasının yeni hali sayesinde artık youtube giriyor olmalıyız.
Benden Akademisyen olmaz.

Yaklaşık beş senedir kendimi akademik çalışmalara verdim ve bu zaman diliminde ilk kez bugün mutsuz olduğumu farkettim. Bitirilmesi gereken bir tez var önümde, bir ya da iki ay içinde teslim edeceğim. Bundan sonrası için başka bir kariyer planı yapmam gerektiğine neredeyse artık eminim.
Bilim öyle bir şey ki, öğrenmek ve sonrasında öğrenilecek yeni bir şeyler ortaya koymak, başkasının öğrenmesi gereken kurallar ile bunu sunmak, insanı çok fazla heyecanlandırıyor ama bu iş burada yazmaktan hatta insanın hayatında çok değer verdiği şeylerden zor ve çok ilgi istiyor…
Bir sevgiliden bile daha fazla çaba gerekiyor sonuç alabilmek için. Sürekli hafızayı yenilemek, yenilenen bilgilere göre yeniden düşünmek bazen her şeyi en baştan düşünmek, beslenirken de bilimi beslemek. Ne yazık ki sevgili gibi size ilgi göstermiyor, eğer bir süre de olsa ilgisiz kalırsanız o bir süre sonrasında “sizi tanıyor muyum” diye bile sorabiliyor.

“Akademisyen olmak için asosyal olmak gerek” noktasına varmak istemiyorum ama bu işe baş koymadan önce hiper bir sosyal varlık olmasam da gayet de normal şartlarda sosyal bir insandımdır. Bir süredir kendime bakınca tanımakta zorlanıyorum. Aslında bu sosyal olmadığım anlamına da gelmiyor ama “eskiden..” diye başlayan cümleler çok kurmaya başladığım kesin.
![2307905381_d3fff69732_o_d[1] 2307905381_d3fff69732_o_d[1]](http://dismenore.files.wordpress.com/2009/05/2307905381_d3fff69732_o_d1.jpg?w=470&h=200)
Amacım Akademik kariyer için illa asosyal olmak gerekiyor demek değil başta da söylediğim gibi… Bunun altını özellikle çizmem gerek ki kimse alınmasın (alınacak insanlar var).
Esas ulaşmak istediğim nokta “Bilim” in hakettiği saygıdır. Yok mudur hiç bir şey üretmeden Akademik hayatına devam eden, hiç de gocunmayanlar?Eelbette var ama bu Akademisyenliğin ruhuna aykırı. Bilim insanı dediğimiz kişi bilime yeni bir şeyler katmak, üretmek, o bilimi öğrenenleri güncellemek zorunda… Yapamıyorsa ya da yapmıyorsa bu iş yerine başka bir iş yapmalı. İşin gerçeği böyle olmuyor tabi, ne başka iş yapıyor ne de bir şey üretiyor, başkalarının kuyusunu kazmak için her türlü şeyi yapması da cabası.

Nihayetinde düşündüm… Bir bok üretmeden sadece etrafa koku yayarak durmak yerine -ki bu işe başlarken ki amacıma şiddetle ters bir durumdur bu- plan değişikliği yapmak.
Ne, daha yüksek puan almak için her oturumunda hazır bulunduğum ALES, ÜDS için hissettiğim heyecan ne de okuldan gelince yeni makaleleri okurken hissettiğim heyecan hiçbirini artık hissetmiyorum.
Tam da bu yüzden “Benden akademisyen olmaz”
Kısa vadede tez ile birlikte en az 3 makale yayınlayıp, askerlik sonrası Istanbul Modern’e (Orası benim evim olur ki) yerleşmek yeni planım. Bu plan kusursuz olmasa da beni yeniden heyecanlandırıyor. Tüm bunları da okuldan yazmak komik mi ironik mi anlamadım.
Park parası, maliyet sayılır mı (!) II

Upper Heyford Oxfordshire’de kullanılmayan havaalanına park edilmiş yola çıkmayı bekleyen kırmızı kamyonetler.
Photo : Jason Hawkes
1968, Paris’e dair…
![1345664639_f2480af026_b_d[1] 1345664639_f2480af026_b_d[1]](http://dismenore.files.wordpress.com/2009/05/1345664639_f2480af026_b_d1.jpg?w=720&h=1005)
1 mayıs deyince öncelikle Paris gelir aklıma, hep. Şimdinin aşkın şehri olarak anılan bu şehrin,1 mayıs ile anılmasında 1968 mayıs ayında sokaklarda esen romantik sosyalizm rüzgarının hiç mi etkisi yoktur acaba? Öyle bir rüzgar ki içine ne kadar şiddet sokulsa da devlet tarafından ya da gelin adını koyalım devlet terörizmi bu romantik insanlara uygulansa da şiddetini artıran bir rüzgar…
Esen bu şiddetli rüzgarın kalbi Sorbonne üniversitesi merkeziydi. Güvenlik güçlerinin hedefi olan öğrenciler neredeyse bir dünya savaşı sonrası gibi harabeye dönmüş olan caddelerde sindirilmeye çalışılmıştı.
Savaş dedik ya, altını dolduralım bu kelimenin, boşa savaş demedik… Miğferlerle, kalkanlarla, el bombalarıyla donanımlı, bu işkenceden kurtulmaya çalışan öğrencilerin arkasından el bombası atan polis, sağ kalanları da gözaltına alıyordu…
![1346562078_bab3b58bca_b_d[1] 1346562078_bab3b58bca_b_d[1]](http://dismenore.files.wordpress.com/2009/05/1346562078_bab3b58bca_b_d1.jpg?w=720&h=1021)
Paris hala 40 yıl önceki bu savaşın izlerini taşıyor olmalı (Paris’de hiç bulunmadım), amaçlarına en alt düzeyde ulaşanlar da olmuştu, Sorbonne üniversitesi öğrencileri açtıkları anarşizm bayrağının uzun süre dalgalanmasını sağlamışlardı.
1968 1 mayısında Sorbonne üniversitesinde toplanan öğrenciler dünyayı değiştirebileceklerine inanmışlardı, en azından Fransayı. Dünyanın her yerinde olduğu gibi savaş boyutunda bir şiddet gördüler, sindirilmek istendiler. Romantizmlerine şiddet karıştı.
Şimdiki öğrenciler işte o dönem sindirilmek istenen kişilerin çocukları ve bu içine şiddet karışmış romantikler çocuklarını geri tutmak için çaba gösteriyorlar, bir makalede 1 mayıs 1968 yılında Sorbonne üniversitesindeki gösterilerde bulunmuş şimdilerin ebeveyni olan eski bir aktivistin kızı, annesini kendisini uzak tutmak istediği için “hain” olmakla suçluyor… Peki şimdilerin öğrencileri o 1968 mayısındakinden daha mı ateşli, daha mı romantik, daha mı inanmış devrimciler? Değiller ise hain kim ? Ebeveyn mi? Ebeveynin kızı mı? Devlet mi?
![1346556702_c2543f70f1_b[1] 1346556702_c2543f70f1_b[1]](http://dismenore.files.wordpress.com/2009/05/1346556702_c2543f70f1_b1.jpg?w=720&h=936)
Yarın yeni bir 1 mayıs, 1968′in bu unutulmaz acı veren, bir o kadar da insan da heyecan yaratan mayısından sonra yeni bir mayıs.
Tüm komünistlerin, sosyalistlerin, işçilerin, emekçilerin, sınıf bilincinin farkına henüz varmamış, varamamış, vardırılmamış insanların 1 mayısı, yeni bir mayıs olsun, yeni bir 1 mayıs!
1968 parisine dair …
Not: Bu yazı 30 Nisan 2008 tarihinde ek$i sözlük’te de yayınlanmıştır.
Park parası, maliyet sayılır mı (!)

Londra’da savaşın teması, “Bu krizi siz ürettiniz, bedelini de siz ödeyin.”
Küresel Finansal krizden çıkış için yol arayan liderler Londra’da G20 zirvesinde toplandı, 1.1 trilyon $ kaynak paylaşımı içinde anlaşıldı. Krizin faturasını ödemek zorunda kalan emekçiler ise Londra sokaklarında savaş ilan etti. Oldukça ses getiren gösterilerde en çok dikkat çeken ise çalıştığı şirketler batarken bile primlerini isteyen Ceo ve Bankacıların kuklalarının yakılması.
Piyasada sorunun büyük bir kısmını açığa satış işlemlerinden kaynaklandı başlangıçta. Hisselerin düşüşe geçeceğini düşününen yatırımcı bu hisseleri vade sonuna kadar satıyordu oraya buraya. Bir de bu işi Güney Kore’ye bile bu satışları gerçekleştirecek düzeyde Lehman Brothers var. O ona , o ona karşılıksız borçlarını satarken bir de baktık tıkandı ve patladı bu sanal para takası.
Daha da ayrıntıya girip zaten bilinen şeyleri bir de ben tekrarlamayayım. Nihayetinde Sınırsız ve kuralsız işleyen Vahşi Kapitalizm sonunda iflas etti ama Liderlerin onu gömmeye şimdilik pek niyeti yok gibi, işçiler gömene kadar.





































