Gündem

1968, Paris’e dair…

1345664639_f2480af026_b_d[1]

1 Mayıs deyince öncelikle Paris gelir aklıma, hep. Şimdi, aşkın şehri olarak anılan bu şehrin,1 Mayıs ile anılmasında 1968 Mayıs ayında sokaklarda esen romantik Sosyalizm rüzgarının hiç mi etkisi yoktur acaba? Öyle bir rüzgar ki içine ne kadar şiddet sokulsa da Devlet tarafından ya da gelin adını koyalım devlet terörizmi bu romantik insanlara uygulansa da şiddetini artıran bir rüzgar…

Esen bu şiddetli rüzgarın kalbi Sorbonne Üniversitesi merkeziydi. Güvenlik güçlerinin hedefi olan öğrenciler neredeyse bir Dünya savaşı sonrası gibi harabeye dönmüş olan caddelerde sindirilmeye çalışılmıştı.

Savaş dedik ya, altını dolduralım bu kelimenin, boşa savaş demedik… Miğferlerle, kalkanlarla, el bombalarıyla donanımlı, bu işkenceden kurtulmaya çalışan öğrencilerin arkasından el bombası atan polis, sağ kalanları da gözaltına alıyordu…

1346562078_bab3b58bca_b_d[1]

Paris hala 40 yıl önceki bu savaşın izlerini taşıyor olmalı (Paris’de hiç bulunmadım), amaçlarına en alt düzeyde ulaşanlar da olmuştu bu mücadele sırasında, Sorbonne üniversitesi öğrencileri açtıkları Anarşizm bayrağının uzun süre dalgalanmasını sağlamışlardı.

1968 1 mayısında Sorbonne Üniversitesinde toplanan öğrenciler dünyayı değiştirebileceklerine inanmışlardı, en azından Fransa’yı. Dünyanın her yerinde olduğu gibi savaş boyutunda bir şiddet gördüler, sindirilmek istendiler. Romantizmlerine şiddet karıştı.

Şimdiki öğrenciler işte o dönem sindirilmek istenen kişilerin çocukları ve bu eylemlerinin içine şiddet karışmış romantikler şimdi çocuklarını geri tutmak için çaba gösteriyorlar, bir makalede 1 Mayıs 1968 yılında Sorbonne Üniversitesi’ndeki gösterilerde bulunmuş şimdilerin ebeveyni olan eski bir Aktivistin kızı, annesini kendisini bu bilinçten uzak tutmak istediği için “hain” olmakla suçluyor… Peki şimdilerin öğrencileri o 1968 Mayısındakinden daha mı ateşli, daha mı romantik, daha mı inanmış devrimciler? Değiller ise hain kim ? Ebeveyn mi? Ebeveynin kızı mı? Devlet mi?

1346556702_c2543f70f1_b[1]

Yarın yeni bir 1 mayıs, 1968’in bu unutulmaz acı veren, bir o kadar da insan da heyecan yaratan Mayıs’ından sonra yeni bir Mayıs.

Tüm komünistlerin, Sosyalistlerin, İşçilerin, Emekçilerin, Sınıf Bilinci’nin farkına henüz varmamış, varamamış, vardırılmamış insanların 1 Mayıs’ı, “Yeni bir Mayıs” olsun, “Yeni bir 1 Mayıs!

1968 parisine dair …

Not: Bu yazı aynı zamanda  ek$i sözlük’te de yayınlanmıştır.

Fotoğraflar

Standart
Gündem

Londra’da savaşın teması, “Bu krizi siz ürettiniz, bedelini de siz ödeyin.”

Küresel Finansal krizden çıkış için yol arayan liderler Londra’da G20 zirvesinde toplandı, 1.1 trilyon $ kaynak paylaşımı içinde anlaşıldı. Krizin faturasını ödemek zorunda kalan emekçiler ise Londra sokaklarında savaş ilan etti. Oldukça ses getiren gösterilerde en çok dikkat çeken ise çalıştığı şirketler batarken bile primlerini isteyen Ceo ve Bankacıların kuklalarının yakılması.

Piyasada sorunun büyük bir kısmını açığa satış işlemlerinden kaynaklandı başlangıçta. Hisselerin düşüşe geçeceğini düşününen yatırımcı bu hisseleri vade sonuna kadar satıyordu oraya buraya. Bir de bu işi Güney Kore’ye bile bu satışları gerçekleştirecek düzeyde Lehman Brothers var. O ona , o ona karşılıksız borçlarını satarken bir de baktık tıkandı ve patladı bu sanal para takası.

Daha da ayrıntıya girip zaten bilinen şeyleri bir de ben tekrarlamayayım. Nihayetinde Sınırsız ve kuralsız işleyen Vahşi Kapitalizm sonunda iflas etti ama Liderlerin onu gömmeye şimdilik pek niyeti yok gibi, işçiler gömene kadar.

g01_18515423

g02_18490235.jpg

g03_18480891.jpg

g04_18492485.jpg

g05_18477963.jpg

g06_18489419.jpg

g07_18501443.jpg

g08_18500863.jpg

g09_18517419.jpg

g10_18503017.jpg

g11_18502305.jpg

g12_18503249.jpg

g13_18508213.jpg

g14_18509345.jpg

g15_18504491.jpg

g16_18507209.jpg

g17_18504537.jpg

g18_18505835.jpg

g01_18515423

g19_18502577.jpg

g20_18508755.jpg

g21_18503941.jpg

g22_18505027.jpg

g23_18506151.jpg

g24_18502133.jpg

g25_18507163.jpg

g26_18503893.jpg

g27_18507159.jpg

g28_18506529.jpg

g29_18506895.jpg

g30_18506897.jpg

g31_18507011.jpg

g32_18502587.jpg

g33_18506877.jpg

g34_18507151.jpg

g35_18506379.jpg

g36_18517895.jpg

Standart
Tepkisel

Kapitalizm’in ahlaki konumu

Brothel Comics

Kapitalizm’in kar amaçlı gölgesi kadınlar üzerinde aleni olarak genelevler yoluyla ortaya çıkıyor. Kapitalizm kadınlardan da kar etme’nin yolunu bu şekilde bulmuş ve meşruiyetini de “Genelevlerin var olmasının toplumsal ahlakın sürmesi gerekliliği” tezine dayandırmıştır(!)

Bu konuda bakış açısı farklılığı erkeklerden çok toplum içinde yaşayan kadınları öncelikle ayrıştırmış. Kadınlardan da genelevlerin varlığı konusunda taraf bulmuş. Kadınların bir kısmı ” Ggenelevler olmazsa cinsel tehlike altında olacağız ” düşüncesine inanır olmuş. Bireysel cinsel güvenliklerinin başka hemcinslerinin sex işçiliği yapmasıyla sağlanacaklarına neredeyse emin kılınmışlar. Hiç sormamışlar bireysel özgürlük vaat eden Kapitalizm’in kardeşi Liberalizm’in bunu zaten sağla(yama)makla yükümlü olduklarını unutmuşlar.

brothel's girl

Varsayılan olarak kabul edilen bu düşünce ile kadınların bir kısmı malesef  bu yönde toplumumuzda taraftır. Sömürülen ve üstünden  kar edilen yine kadındır, seex işçisi kadınların, hemcinslerinin tamamından bu sömürüye karşı savaşta destek bulamamaları da düşündürücü.

Slavery Comics

Esasen burada şimdilik sadece tespit yapıyoruz, bu tespitin nedenini sorgulama başka bir yazımızın konusu olsa da bu irrite eden düşüncenin altyapısında toplumca dayatılan “Ahlak anlayışı” ya da doğru ifadesiyle “İki yüzlü ahlak anlayışı”, toplumun diğer bireyinden kişinin kendisini ayrıştırarak ve hatta diğerini ötekileştirerek farklılaşması yatıyor.

New generation brothel

En nihayetinde Kapitalizm ahlaksızca para kazanmaya, kar etmeye, devlet genelev’den vergi almaya, bu utanç da yaşanmaya devam eder.

Standart
Deneme

“Kültür” ve “Sanat” ın Sınıf Atlaması

Shakespeare in Love

İngilizce de “Culture” kelimesi hem “`Kültür`” hem de “`Tarım`” anlamına gelir. Bu benzerlik öylesine değildir zira insanlık tarihinde kültürel değişim “Tarım Devrimi” ile başlamıştır. “Tarım” ve “Kültür” kelimeleri bu yüzden aynı aynı kelime ile karşılanır.

Emekçi sınıf , “Tarım Devrimi” ile tarihinin aynı zamanda bir Kültürel devrim de yaşamıştır.

“Kültür” ve “Sanat” kavramları yaşanan Devrim’in gücüyle geçmişte emekçi sınıflar için çok önemli bi yerdeydi. Tiyatro izleyen emekçi sınıflar aşağılanırken soyluların izlemesi ve ilgilenmesi abes karşılanırdı. Shakespeare in Love filminde, bu konu da işlenir,” Tiyatro yapan ve izleyen halk ile Tiyatro’dan geri duran soylular ve soylularında içinde Tiyatro aşkı olan,  tanınmamak için kılık değiştiren bir soylu”. Şimdilerde ise burjuva sınıfı ile anılan şeyler arasında Sermaye’den sonra gelen anahtar kelime “Kültür ve sanat” .

Günümüzde Tiyatro’da “Kral Lear”  izleyenlerin burjuva olarak görüldüğü gerçeğini gözönüne alırsak geçmişte Tiyatro’yu yaşatmak için uğraşan emekçi sınıf’ın Kültür ve Sanat’a yeterince sahip çıkamadığını düşünebiliriz. Aslında burada, Kültür ve Sanat genelinde ahkam keserken neden sadece Tiyatro çerçevesinde dolaştığımı merak edebilirsiniz. Bunun nedeni burjuva sınıfı ve emekçi sınıfın hala ortak izleyebildiği bir sanat dalı olmasıdır.

Kültür ve  Sanat’ın sınıf atlamasına karşı değişmeyen tek şey var bu da Kültür ve Sanat ile ilgilenenlerin aşağılanması, geçmişte burjuva, emekçi sınıfı Kültür ve Sanat ilgisi nedeniyle aşağılarken günümüzde ise emekçi sınıf burjuva sınıını Kültür ve Sanat’a olan ilgisi sebebiyle aşağılamaktadır.

Standart
Uncategorized

Bursa sempatisi

Bursaİnsanın yaşamadığı bir Kent hakkında yorum yapması hakikaten zordur, bunu çok zaman hiç görmediğimiz hatta belkide hayatımız boyunca asla “görmek istediğimiz yerler” listemizde yerini alamayacak Ülkeler için yaptığımız yorumlarda sıklıkla aşağılamak için kullanırız. Sık kullandığımız Ülke isimlerinden birisi de Uganda’dır, Ülkemizde beğenmediğimiz bir kurumsal ya da toplumsal faliyet söz konusu olduğunda “Bu Uganda’da bile yoktur” der geçeriz.

Ülkemiz içinde yer alan Kentler konusunda bu bakış penceresinde biraz daha temkinliyiz, benimde gitmediğim bazı iller konusunda malesef ki ön yargılarım var ama bir de ismini duyduğumuzda nedenini bilmediğim sempati beslediğim Kentler var, bunlardan birisi de Bursa.

Bursa’ya annemin anlattığına göre ben küçükken çok uğramışız… Pek bir şey hatırladığımı söyleyemem. Yakın zaman diliminde (Son 3 sene) iki kez Bursa’ya gittim, birisi günübirlik birisi de 2 günlüğüne idi.

Günübirlik gittiğimde, Yüksek Lisans başvurusu için oradan oraya koşturmaktan gezmeye hiç vaktim olmadı. Diğer gidişimde ise Bursa bendeki sempatisini kaybetmedi ama sanırım yanlış yerlere götürüldüm.

Bursa

Zeki Müren’in mezarını ziyaret etmek ile başlanan turun devamını yazmayacağım. Bursa ve bir turist için  elbette önemli yerler ama eğer siz de sınırlı bir vakitte ve ilk kez Bursa’yı gezecekseniz ve daha çok sergi, müze gezmeyi seven, balık ve şarap seven biriyseniz ya da vazgeçtim Bursa’ya sınırlı bir ziyaret için gidecekseniz ve yazdıklarımı okuduktan sonra sizi gezdirmeyi planlayan arkadaşanıza olan sonsuz güveninizde azalma olduysa…

Hamide Erdem‘in “Bursa’da Hayat” isimli Blogunu incelemeden gitmeyin. Hatta yakın zamanda Bursa’ya gitmeyecekseniz ve Bursa için sebepsiz de olsa önyargınız varsa yine burayı ziyaret edin, mutlaka Bursa’yı görmek isteyeceksiniz.

Standart
Gündem, Sinema, Tepkisel

“Hint fakiri” hala “Hint fakiri”

Slumdog Millionaire

Slumdog Millionaire’i izledim, izlediğimden beri de gözlem yapıyorum özellikle basılı yayınları ve dergileri hep aynı övgü ya da eleştirilere kilitlenip kalmış metinler vardı, ta ki Büşra Akdoğan’ın Batının sefaletle imtihanı başlıklı yazısını okuyana kadar.

Yazının sorguladığı konu aslında benim filmle ilgili yazacaklarıma güzel bir zeminve “Filmin Oscar almasını neden istemedim?” soruma yanıt veriyor.

İstemememe rağmen tahminim kazanacağı yönündeydi ve öyle de oldu. Film’in Oscar ile ödüllendirilmesinin ve insanların filmin etkisinde kalmasının temel nedeni, dünyadaki yoksul insanları sadece tespit eden ama onlar için bir şey yapmayan insanların, sürekli tespitini yaptığı yoksul hayatlardan birisinin başarı hikayesiyle sonuçlandığını görmesi ve içsel olarak bir şey yapmış gibi hissederek kendisini rahatlatması.

Bu filmi fizleyen herkes yoksul insanlar için bir şey yapmış gibi içsel bir huzur buluyor. Verilen Oscar’ı da bunun devamı olarak görüyorum.

Slumdog Millionaire

Ama malesef büyü bozuldu… Filmde oynayan o yoksul insanların filmden kazançları meğer sadece 30.000 $’lık daireymiş. The Guardian gazetesinin bu haberini okuduktan sonrası rahatlayan ruh için tam bir hayak kırıklığı. Bu hayatı değişmiş gibi sandığımız ve bizi sosyal sorumluluğumuz yerine getirmişcesine huzura erdiren bu insanların yoksulluklarının hikayesiyle, yönetmene, senariste, oyunculara, sinema salonu sahiplerine milyonlarca $ kazandırması  ve kendi hayatlarının aynen devam ediyor olduğu gerçeği… Yine bilinen son bütün olarak olmasa da kırıntılı olarak bizimle.

Slumdog Millionaire

Yoksul daha da yoksul zengin daha da zengin olmaya devam ediyor, biz de yoksul insanların hayatlarını sadece konuşmaya devam ediyoruz.

Standart